2 Kasım 2012 Cuma

                   
                            



 İlişki bitimlerinde iki tarafında üzüldüğü düşüncesi bana tamamen saçma geliyor. Yani eğer beş sezonluk sevda dizisi ayrılığında imkansızlardan ayrılmadıysanız demek ki biri pes etmiş demektir. Pes etmek burada yorgun , bitap düşmek anlamındaki yorgun değil. İşte 'ee birlikteyiz işte güzel de bu ilişki rutine bağladı' durumu tam olarak.

 Bu da bi taraf evde iki göz iki çeşme ağlayıp, kaderin böylesine yazıklar olsun içerikli gözyaşları dökerken diğer taraf ilişki boyunca ikinci plana attığı arkadaşlarını ve ilişkiye başlamadan önce cilveştiği tipleri arayıp 'bugün hangi mekanda bekarlığın tadını çıkarsam' tribine düşer. Sanki ilişki onun için bi hapishaneymiş bu zavallımı prangayla bağlamışlarda bu da dışarı çıkınca özlediği şeyleri yapıp anasının yemeklerini yermiş gibi milletin ağzına memesine dalıyor. 
 Kafamda bu konunun tamamen evirilip çevirilmesinin nedeni en yakın arkadaşımla yaptığım konuşma. Onun inandığı ya da sanırım bu ara inanmayı ümit ettiği şey ayrılan tarafında boşluğa düşüp 'yazık lan kızı da üzdük ,ne iyi kızdı bi daha böylesini nah bulurum' diye düşünmesi. Ya o çok Polyana ya da ben çok Pesimistim ama sonuç şu ki; dışarda eğlenenler bizler değiliz.

15 Ekim 2012 Pazartesi


       Artık Çabalamıyorum...


  Daldığın zaman aşağı inmek daha zordur ama en dibe değdiğinde bi anda yere basıp tekrar suyun yüzüne çıkabilirsin.Bazı insanlarda hayatın böyle olduğunu düşünürler eğer dipteysen sabret yukarı çıkıp nefes almana, hayatını toparlamana az kalmış demektir.

  Ayrılık sonrası evreler içinde bu geçerlidir ilişki sona ulaştığında nefesin tükenmiştir,yorgunsundur. Yukarıya çıkamayacağından bile korkarsın. Suyun altında yalnızsındır ve sana yardım edebilecek kimse yoktur.Sonra farkedersin ki tek yapman ayaklarınla kendini yukarı itmektir.Sudan çıkar derin bi nefes alısın ve yüzmeye devam edersin.Hatta çoğu zaman sana eğlenceli gelir tekrar dalmak istersin, korkarsın, bi önceki dalışın gelir aklına yine de tekrar dalarsın suya.
  Ama bazen de panik olursun. Yukarı çıkmak için debelenirsin, o kadar çabalarsın ki su biraz daha hapseder içine seni. Her çırpışında biraz daha su yutarsın biraz daha nefessiz kalırsın. Tek başına kurtulmanın mümkün olmadığına birinin elinden tutması gerektiğine inanarsın. Korkaklığın kendine olan güvenini azaltır, yere sıkıca basıp kendini yukarı itmeyi düşünemezsin,çırpındıkça batarsın.
 Son günlerdeki kendime baktığımda gördüğüm şey de bu. Korkuyorum, her saniye biraz daha battığımı hissediyorum elimden tutup beni yukarı çek, birlikte nefes alalım istiyorum. Ama o kadar uzaksın ki bana yardım edemeyeceğini biliyorum. Yere basıp yukarı çıkmalıyım tek başıma nefes almalıyım ama  sen elimi tutmadığın için boğulmayı tercih ediyorum.

26 Eylül 2012 Çarşamba

Genç kız dramı..

Üniversiteli iki genç kız evde Hakan Altuğ'un 'Telefonun başında çaresiz bekliyorum' sözlerini dinleyip bir yandan da mal ifadelerle telefonlarına bakıyorlardı.İki genç kız E.E ve G.G şarkının verdiği gaz ve rapçi çobanın da dediklerini düşünrek 'lanet olsun bu hayat lanet olsun sevgimiz' diyerek giriş kattaki evin balkonundan atladı ve akabinde patlaadıı. Mal kızların bu olay sonucunda  sadece kolları kırılırken muhabirlerimize 'yarammm içerdee' diyerek salak oldukları bir kez daha ispat ettiler.

30 Ağustos 2012 Perşembe

 BEN İSTEMEZ MİYDİM?

Çocukluğumdan beri aile üyeleri arasında en sevilen çocuk, en akıllı ya da en çok taktir edilen olmak istemişimdir. Ama her nasılsa bütün çabalarım geri çevrilmiş ailenin günah keçisi rolünü kaptım  .Şimdi gidip aile içinde anket yapsalar kesin'ha o mu? aklı inliğe cinliğe çalışır,başına buyruk huysuzun tekidir' sonucu elde edilebilir.
 Bu sonuçta benden çok kesinlikle annanemin parmağı olduğuna eminim. O Türk dizilerinde gördüğünüz ton ton, ailesini masa etrafında toplayan ulvi kadından çok Melih bey takımının başı Firdevs Hanım edasına sahip bi hatundur kendisi.Sümbül ağa depsotluğunu elde tutmuş ama yılların geçmesiyle kimsenin onu sallamadığı fark edince bir ergen asiliğine bürünmüş sanki .
 İkimize dair hatırladığım anılar genelde ya beni bişeyler için suçlaması ya da laf sokmasından ibaret genelde. Son beş yıldır galiba içtenlikle birbirimize sarılmadık bile ve galiba dostlar alışverişte görsün mantığıyla yakın davranıp birbirimizin dedikodusunu yaptığımız bile oluyor bazen.
 Annanemi sevmeyi en son hangi gün bıraktığımı bile hatırlıyorum; Altıncı sınıfa gittiğim yıl annem kanser hastası olmuştu, annem ve babam ben küçükken ayrılıdığı için yıllardır babamı görmemiştim eğer annem ölürse ortada akrabaların beslemesi şeklinde büyümek korkusu, hayatta tek ailem annemi kaybetme korkusu ve ergenlik diye  bişey olduğundan yeni haberdar olmak gibi kaygı ve streslerim vardı.O zamanlar cuma günleri tv'de yüzüklerin efendisini  veriyorlar annem o kemoterapi yorgunluğuna ağrılarına rağmen benimle onu izliyordu. Sanki ben uyuduğum zaman ağrılardan ağlayacağını farketmeyeceğimi umuyordu.Tabi o zamanlar anneme bakacak kadar büyük olmadığım için annanem ve dedem bizde kalıyorlardı. Dedem annemi kaybetmekten o kadar korkardı ki her gece biz uyuduktan sonra annemin nefesini dinlemek için odaya gelir içi rahatlayınca mutfağa gider bi sigara yakardı.
Annanem ise empati diye bişeyin varlığından o zamanlar pek haberdar değildi.Öğleden sonraları okula gidiyordum. O sabahta oh bu geceyi de atlattık diye kalktım, annemle konuştum , yemek dedim eh napıcan okula gidicen dimi? Annaneme göre evi temizlemek görevinde ona yardım etmeliymişim.Okul formam üzerimde ,servis gelecek ben çıkamıyorum niye annaneme esmişler beni fırçalıyor.Öyle aman sus otur bi çocuk olmadığım için çıkıştım tabi anamm keşke susaydım dilime orada arı istilası olaydı da konuşamasaydım.Annanem ilişkimize darbeyi vuracak o muhteşem cümlelerini söyledi o an 'annen senin yüzünden hastalandı, sen ne kadar kötü bi çocuksun babana benzemek zorunda mıydın bu kadar? Ama tabi baban neydi ki sen ne olacaktın, dedim ama kızım bu çocuğu alma bundan hayır gelmez diye'.Şimdi olsa o an o kadar şey söylerdim diye düşünüyorum ama o gün kapıyı açıp çıkıp servise binmiştim,bütün tenefüste okulda ağlamıştım.
 Bazen kinci miyim diye bu konuda kendime çok kızıyorum ama inanın bu durum o kadar kısa sürüyor ki.Bazı insanlar 'sen onu sevmediğin için o seni sevmiyor diyorlar' ama aslında o bu kadar bencil olduğu ve onu sevme nedenlerimi elimden aldığı için onu sevmiyorum.Ve bi gün ona benzemekten korkuyorum..

26 Ağustos 2012 Pazar

ŞUAN YANINDA OLAN DEĞİLDİR DOSTUN..

 Dostluk kavramının belki de ayrılmayan öğelerinden biri zaman-mekan dostlukları. İnsanın yalnız kalmaktan korkmasından mıdır yoksa yavşak bi ruh halimizin olmasından bilinmez çabuk uyum sağlıyoruz bu zaman-mekan dostluklarına. Sanki işimiz bitince ya da oradan ayrılınca bu büyük yanıltıcı dostluğun biteceğine inanmıyoruz ya da aslından inanmamak işimize mi geliyor pek de bilemiyoruz.

  Hele bi de biz Akdeniz yöresinin sıcak kanlı milleti bir sahiplenme bir bağrına basma organizasyonu olduğunda hemen kendimizi öne atıp kırk yıllık ahbap kesiliyoruz.Herkesle bi can ciğer bi kuzu sarması allah allah.Kırk yıldır birlikteymişiz,sanki onlar yokken hayatın anlamını bilmiyormuşuz da o gelip çekip çıkarmış bizi gibi bir kutsallıkla bakıyoruz zaman-mekan dostluğumuza.
 Gözümüzde öyle bir yere geliyor ki zaman-mekan dostları o hiç ayrılmayacaz komutu beyne öyle bir işliyor ki aslından gerçek dostlarımız ikinci plana atılıyor.Şu an yanımda olan kimse o'dur benim dostum bilgisi zihne dağılıyor ve yanımda değilsen hayatımdaki yerinde de biraz indirim yapıcaz durumuna geliyor insanın gönlündeki gerçek dosttun yeri.
 Sıcak kanlı olmak,şu an birlikteyken arkadaş olmak, birlikte bir durumu paylaşmak ne kadar farklıysa hayatın boyunca yanında olucak gerçek dostlar da bi o kadar farklıdır. Yıllar sonra bir köşede ağladığında gerçekten yanında kimler olucak sorusunun cevabında gizli aslında herşey.

29 Temmuz 2012 Pazar

 İhtiyacın olduğunda ben hep yanında olucam demek sanırım dünyanın en büyük yalanları listesinde yükseklerde yer alabilir.İnsan oğlu vaatler vermeyi ne kadar sevse de aslında bunu geeçekleştirmeyi pekte sevmez,tıpkı bu kendi suçulamayı aklına getirmeyip sorunu hep karşı tarafta araması gibidir.

22 Mayıs 2012 Salı

   Hayatta bazı çok isteğimiz şeyler olmuyorsa bilin ki daha iyisinin olması içindir.


  Geçtiğimiz iki ay içinde hayatımın  en Halil Sezai dönemini yaşadım.Tahmin edilebileceği üzere konu yine bir erkekti. Adamla o kadar birlikte olmak istiyordum ki kişiliği, bana tavılarını,umursamazlığını  görmezden geliyordum.Sadece onu istiyordum.Konu onu sevmen ya da aşık olmam değildi onu elde etmekti, etrafta salınıp 'hey girls ben bu adamlayım,sizde böylesi var mı?' demekti.Gerçi bunu o zamanlar sorsanız kesinlikle inkar eder 'seviyorum' derdim ama maymun gözünü açtı evresinde olduğum için gerçeği söyleyebilirim.
  Neyse efendim işte ha sevgili olduk, ha bugün bana sevdiğini söyledi, ha o kıza iş atıyor filan deyip depresyondan depresyona koşarken ,kendimi, 'bu kadar mal olamam bence beni seviyor' diye kandırdım. Ama gerçek ortadaydı ne adam benle olmak istiyor ne de ben onu gerçekten seviyordum.Ve  ikimizde bi sabah uyandığımızda 'olmayacağı' gerçeğini kabul ettik.
  Benim için hikayenin güzel kısmı işte burada başladı.Onun hayatımdan çıkmasıyla beklenmedik bir şekilde yeni biriyle tanıştım .Öyle birisi ki ona baktığımda kendimi görebiliyordum.İçimdeki kötü niyetli ve saf olmayan herşey ona geçmiş gibiydi.Komikti, eğlenceliydi ,dürüstü. Yanında saatlerce saçmalayarak konuşsam dinler hattta bu saçmalıklarıma benimle eşlik edebilirdi.
 Tabiki hikayenin bu kadar kusursuz olması tanrıya saçma gelmiş olmalı ki onu benden tam 500 km uzakta tutmaya karar verdi.ilk düşündüğüöde yılda sadece 3 kere yanında olup sarılabilmek hiçte mantıklı gelmedi, korkutucuydu hatta.Seçim yapmak gerekti. Ya 500 km öte de ne kadar güvensende ne yaptıgını bilmeden onunla olamadan bu adamla birlikte olacaktık ya da hayatında bi daha bulma olasılığın olmayan bi ilişkiyi seçecektin.
 Hikayenin devamını sonra anlatıcam ama asıl önemli olan çok istediğin sey herzaman senin için doğru ve güzel olan değil, bazen o kadar çok istiyoruz ki gerçeği görmek zorlaşıyor. İnsan istediği şeyi elde ettiğinde sonradan 'bu muydu?' diyor. Yanlış şeyi isteyeceğine ,doğru şeyi beklemek daha önemli.