Erkek sinek görsem bile hoşlanacak kapasitede bir hatunum. 'Oo ne kadar değişik bir tarzınız var Sinek Bey buralarda yenisiniz galiba' deyip sokulabilirim yanına.Ama ertesi gün 'aa şu senin beğendiğin çocuk değil mi?' dediklerinde 'o kim be' moduna da alırım. Platonik aşık olup kendinden geçmek benim mizacımda yok.Beni terketen sevgilim için kendimi duvardan duvara vurup, ağıtlar yazıp, buzdolabının önünde kamp kurup kilo üzerine kilo alabilirim ama yok baktı mı bakmadı mı ,acaba sevgilisi var mı ,çükü büyük mü diye hiç elin herifi hakkında pamuk şekeri tarzı hayaller kuramam.
Bu kadar çok eski sevgililerinin ardından yas tutan, erkek sineğe yazabilecek durumda ki ben hayatım boyunca bir kere aşkın ateşi yakarmış ateşi moduna geçtim.Her insan gibi bende gençtim, ergendim( bir kaç yıl öncesi yani) filmlerdeki kötü adam kılıklı birine aşık oldum, annemin cayer diyeceği dallaslık karaktersiz karaktere.
Resmen Amerikan filmlerindeki karşılaşmalardan birini yaşadıktan sonra bu allahın belası insana aşık oldum.
Lise üçüncü sınıfta kendim gibi üç tane 'yazık la kimin çocuğu' vakası arkadaşlarımla sehrimizin göbeğindeki tek kütüphaneye ders çalısmaya giderdik.Bok var sanki orada, sizde yaşıtlarınız gibi partiye, kuaföre gitsenize,Yok illa kütüpaneye gidecez,üç kaltak atomu parçalayacaz sanki.Yine bir okul öncesi üçümüz kalktık kütüphaneye gittik.Numaralarımızı altık yerlerimize oturduk.Kapıdaki karı tipimizi beğenmemiş,içimizdeki dedikoducu potansiyeli görmüş olacak ki hepimizi uzak köşelere koydu bana da kala kala koridor kaldı oysa ben pencere kenarı insanıyım.Neyse oturduk daha dün gibi aklımda geometri çözüyorum(hayatımda toplasanız 3 kere geometri testi çözen ben ne bok yemeye geometri çözüyorum hatırlamıyorum). Normalde sese karşı duyarlı olduğum için ders çalısırken hafif latin müziği dinlerim,çünkü kolumdaki saat sesi bile beni deli eder.O gün gözünü sevdiğimin İpod'unun şarjı bitmesin mi?Bütün alıcalarım açık şekilde çalısıyorum.Derken kütüphanenin o büyük ve görkemli kapısı açıldı ve o tüm çekiciliğiyle içeri girdi demek isterdim ama öyle bişey olmadı. O koca kapı açıldı ve ne alakası olduğunu çözemediğim bir düzüne anasınıfı bebesi içeri girdii 'aaa çük' bakışıyla koridor boyunca yürüdüler.Ben tam 'pipinizi koparırım lan bi susun' bakışıyla kafamı kaldırdım ki.Evet o tam koridorun diger tarafında oturuyor.O an şimsek,yıldırım,elektirik ne varsa çaktı ortamda. Üzerinde benim gelecekte 'godoş gibi duruyorsun' diyeceğim lila kazak vardı.
İlk görüşte aşk diye birşey yok, evde kalmış kızların son bir ümit karşılarına çıkan ilk erkeğin üstüne atlayıp 'bizimkisi ilk görüşte aşk' dediklerini düşünürdüm ki hayatımın geri planından 'çok biliyorsun' orospu sesini duyana kadar.Demek ki neymiş, ünlü türk düşünürü Sibel Can doğru söylemiş büyük lokma ye büyük konuşma.Gerçi o 'bu devirde kimse sultan değil 'de demiş ama onun konuyla alakası yok..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder